DÜNYAYI KİMLER YÖNETİYOR VE ÜST AKIL?
Eyüp Kartal
 

Hz. Adem (A.S.)  dan, hatta Firavundan bu güne her zaman dünyayı  yönetme arzusu hep var olmuştur. Dünya yaratıldı yaratılalı "Yönetenler" ve "Yönetilenler" hep var olmuştur.

Yönetenleri öne çıkaran asıl şey; Yönetilenler üzerinde senaryolar kurmak, algı oluşturmak, mevcut sitemden daha önde düşünüyor olmak, tasarlıyor olmak, mevcudu değişime uğratıyor olmak ve değişimi sağlamak, kendisi gibi düşünür hale getirmektir.

Bugün dünyayı kim yönetiyor? sorusunun cevabı, Amerika ve Yahudiler değildir. ABD ve İsrail çok küçük yaştalar henüz yönetemiyor ancak yönetme arzusu ve çabası içindeler.

Yönetmek; Hakim olmak, kuralları kendisinin koyması, usulleri kendisinin belirlemesi, hayatın her alanını dizayn etmektir. ABD ve İsrail henüz bu aşamada değiller fakat arzulular. ABD 04 Temmuz 1776'da, İsrail ise 14 Mayıs 1948'de kuruldu. Henüz daha çok küçükler.

Peki, geçmişte dünyayı yönetenler oldu mu? Elbette oldu. Roma dünyayı yönetmeyi çok istedi ve Roma İmparatorluğunu kurdu yönetti.

Türkler dünyayı yönetmeyi çok istedi. Orta Asya’dan İspanya’ya, Güney'den Kenya’ya kadar uzandı. Defalarca dağıldı, yeniden toparlandı medeniyetler kurdu. Osmanlı İmparatorluğunu kurdu. 23 milyon km2 toprak üzerinde hüküm sürdü ve dünyayı yönetti.

Çok kısa süre de olsa Kominiz, Faşizm arzu etti, istedi dünyayı yönetti. Fakat Protestanlar olarak ve Yahudiler bu gücü elde edemediler, yönetemediler. Kaldı ki; Yahudi inancına göre "… onlar dünyanın efendisi olacak, diğer insanlar onların kölesi olacak…"  düşüncesi ile hayatlarını sürdürürler.

İşte son 200 yıldır, özellikle de son 60 yıldır dökülen gözyaşı, ıstırap, kan, kargaşa, adaletsizlik, tutarsızlık, kuralsızlık, vicdansızlık ve ahlaksızlıkların temel kaynağı işte bu düşüncedir.

Üst akıl, üst akıl denen şeyin esası da işte budur; Dünyayı yönetmek arzu ve isteğinde olanlar. Onlar her şeyi önceden planlar ve Doğudan başlatarak uygulatırlar. Tarih boyunca değişime en çabuk intibak edenler hep doğu kültürü olmuştur.

Üst akılın değişim stratejisi her zaman için "… önceki bilinenlerin tamamen yanlış olduğu, esasın da doğrusu budur …." düşüncesi üzerine kuruludur. Örnek olarak; havaya atılan taşın geri gelmesi "yer çekimi kanunundan değildir, bu yanlıştır, doğrusu atmosferin itici gücüdür."

Gibi, yada toplumda  kabul edilmiş bir takım kavramlar yozlaştırılır. Örnek olarak; Mustafa Kemal Atatürk gibi değerlerin değersizleştirilmesine çalışılır. Yeni kişilikler öne çıkarılır. Siyasi çalkantılar, karmaşa, belirsizlikler,  terör hareketleri, yolsuzluklar, yoksulluklar, yasaklar ve yalanlarla halkın usandırılması, moralsizlikler, umutsuzluklar, ahlaksızlıklar gibi olumsuz değişimlere hız verilir, aile yapıları çökertilir.

İnançsızlaştırmaya özendirilir, ateistler çoğaltılır.

Ateistlik batı düşüncesinin ürünüdür. İnsanın önüne 30 tane put koyup "Bak bunlar Tanrı bunlardan birini seç" derseniz, kafası karışan ve bunlardan hiç birine karar veremeyip, "Tanrı istemiyorum" demesi çok normaldir.

Oysa İslam inancımızda Tanrı tektir; O RAB'tır. RAB Allah'tır. İslam inancında her insan, her canlı, her cansız ayrı bir ayettir. Yeter ki O’nu anlayabilelim, çözebilelim, kol gücümüzü hafifleten, hayatımızı kolaylaştıran, huzurlu bir yaşam için fırsat sağlayan özneler, nesneler olarak görebilelim.

İslam’da öldürmek yoktur. Allah'ın verdiği canı ancak Allah alır. Sözüm ona; Üst akıl dedikleri insanlar dini bilmeden, hiçbir doğru adım atamazlar. Huzur ve mutluluğun şifreleri; insanda, tabiatın kendisindedir. Kuantum fiziğinin bu günlerde revaçta olmasının nedeni; Teknoloji ile ilahiyatı bütünleştirme akıllılığını fark etmiş olmasında yatmaktadır.

Artık dünya izmlerle yönetilemez. Sırf teknoloji ve robotlarla da huzur bulunamaz. Teknolojinin ilahiyatla buluşması ve vicdani olması şarttır.

Bu düşünce sistemine sahip liderler dünyaya yeniden huzur ve güven sağlayacaktır.

Umudumuz ve inancımız tamdır.

Yorumlar