Acıların şehri

Sevgili site ziyaretçileri öncelikle bu web sitesini kuran ve sizlerin hizmetine sunan Sedat Sevim kardeşime teşekkür ediyor ve çalışmalarında başarılar diliyorum.
Öncelikle kendimin de bir Erzincanlı olduğumu belirtmek istiyorum. Bu sitedeki köşede Erzincan, Türkiye ve genel konularla ilgili yazılarımla sizlerle olacağım.
Bu ilk yazımda sizlerle, Erzincan ve Erzincan’la ilgili yapılan çalışmalar hakkındaki düşünceleri paylaşmak istiyorum.
Erzincan, ‘acıların şehri’
Kuruluşundan itibaren meydana gelen depremlerle yıkılmış ve her defasında yeniden ayağa kalkarak bu günlere gelmiştir. Acıların şehri olmasının en büyük sebebi budur.
Bir diğer acı ise, ekonomik anlamda kalkınma sağlayamayan ilde, iş sahalarının olmayışı da  büyük ölçüde göç vermesine sebep olmuştur. Bugün bu durum hala devam etmektedir. Bu öyle bir göç ki özellikle İstanbul’da 1 milyonun üzerinde Erzincanlının yaşadığı söylenmektedir.
Memleketini bırakıp ekmek parası için gurbete çıkan insanlarımız azim ve inanç içinde çalışmış ve bugün hatırı sayılır noktalara gelmişlerdir.
‘Ekmek yediğim yer memleketimdir’ sözüne nispeten Erzincanlılar gurbette yaşamalarına rağmen doğum büyüdükleri toprakları unutmamışlar ve kazandıkları ile her zaman katkıda bulunmuşlardır.
Gurbet elde yaşamanın zorluklarını da göz önüne alan hemşehrilerimiz, ‘birlikten güç doğar’ anlayışı ile dernekler kurmuşlar ve bir araya gelerek güç oluşturmuşladır. İstanbul’da hemen hemen her ilçe ve köyümüzün bir derneği var. Kurulan bu derneklerin asıl amacı ise gurbette yaşayan insanlarımızı bir arada tutup birlik ve beraberliği pekiştirmenin yanında,  ilçe ve köylerinin sorunlarının çözümünü de destek olmuşlardır.
Yine bu derneklerimiz düzenledikleri önemli etkinliklerle de Türkiye gündemine oturmuş ve herkese örnek olan organizasyonlar gerçekleştirmişlerdir.
Hepimizin bildiği bir atasözü vardır. Hani derler ya ‘iğneyi başkasına çuvaldızı kendine batır’ diye, ben sözü dinleyerek biraz eleştiri de yapmak istiyorum.
İstanbul’da faaliyet gösteren bazı üst derneklerimiz Erzincan ve Erzincanlılar için yaptıkları çalışmalarla son dönemde ilgi odağı oldular. Bu ilgiden midir nedir bilinmez, bazı yöneticilerde biraz tavır değişikliği gözlemledim. Bazen de eleştirdim, ama bu eleştiriler pek hoşlarına gitmedi. Ama her şeyden önce yapılanların daha iyiye gitmesi içinde eleştirilerin olması da gerekmektedir. Biz Erzincanlılar nedense eleştirildiğimiz zaman hemen tepki veriyoruz. Bunu nedense yılardır aşamadık.
Ha kimse şunu yanlış anlamasın, biz yapılan bu çalışmalardan memnunuz. Ama bazı yapılan çalışmaların daha geniş çaplı düşünülüp, araştırmalarının da daha iyi yapılması gerekmektedir. ‘Biz böyle istedik, böyle olacak’ düşüncesi bence yanlıştır. Geçtiğimiz günlerde Erzincan Kültür Merkezi İstanbul Fatih’te hizmete açıldı. Ben de bir Erzincanlı olarak açılışa katıldım. Orada yapılan konuşmalarda binanın, Maliye Bakanlığı’ndan 29 yıllığına kiralandığı ve 700 bin YTL harcanarak restore edildiği belirtildi. Şöyle biraz kendi kendime düşündüm.  Neden kiralık bir yere 700 bin YTL harcandı. Bu parayla kendimize ait bir mülk yapamaz mıydık? Bence yapardık. Sizce?
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.   Sağlıcakla kalın…